DOLUNAY
Yüreğimdeki aşk endazesini bilmeden… bütün ılıman mevsimleri iklimlerden seçip yürüyordum… koskocaman yüreğimle yürüyordum… kentin aşka çağıran sokaklarına aldanmayıp… izbe sokaklarından geçerken… patika yollarından beyzade yürüyüşümle… karanfil mesafesine düşüyordum… oysa bu yürüyüşümden aşk ile yanıp yakılan hiç bir sevdalı bihaber olamazdı…
Kendi iç dünyamda metafizikleşen ben… an be an aşkta korlaştıkça… biraz daha… biraz daha diyerek ızdırabı çoğaltıyordum… öyle kendimden geçmiştim ki… patika yolların farkına varmadan aşk ızdırabıyla hemhal oluyordum… yanımdaki ayın dolunay halini bile fark edememiştim…
Davarlarını süren yörük kızı… sanki rabbimin endazeli güzelliğinden düşmüş gibiydi… masivanın yakışığının yanında minti minti adımlarıyla yürüdüğünü son anda fark ettim… sonra rüyadır bu deyip tekrarından kendi yüzyılıma geri dönmek üzereyken “hoh” diyen bir sesle tekrar irkildim… baktım ki hayal değil bu… güzel gerçek bu… evet nihayet gerçekti bu… o an şimşekler beynimde “hoh” gürlemeleriyle birlikte ahenkle aşk yağmurunu saçmaya hazırlanırken… dilimde o güzelim gencecik… pırıl pırıl ışıldayan sözlerim siper almaktaydı… harp başlayacaktı… lakin o yürükanın güzeliğinde nutkum tutulup kalıyordu işte!… o an çarpılmış ve dağınık hallerime bir ilki sığdırıyordum… ama o ilk ki… o kadar çok büyümüş de serpilmiş bir güzellikti ki… ne bedenime ne de zihnime sığdırabiliyordum onu…
Bütün seçilmiş güzel sözleri ruhumdan biriktirip de ölçüsüyle dizen… ve kelimelerin kalp yurduyla durgun suların tusunamiye döndüğü noktada raks eden ben… nutku tutulmuş hallerin girdabında ne bir harfe… ne bir kelimeye… ne de bir tümceye hükmedebiliyordum… ızdırabım yerini heyecana bırakırken dengesini kaybedip nutkuma ancak tutunabildi… bir an olsun kendimi kaybedip de o güzelin yolunun önüne kendimi atasım geldi… sonra neden olmasın ki dedim… sahi neden olmasın… hemen yekindim… o güzelin yoluna boylum boyunca attım kendimi… zaten ızdıraptayım… ya beni çiğner geçersin ya da merhabanı lütfedersin dedim… gülerek… dolunayın dilinden dökülen ilk güzellik… sanırım sen de benim gibi delisin dediği oldu… dolunayın gülenay olduğu anda gamzesinden dökülenler… sırlı ülkelerin bakir coğrafyalara bıraktığı aşk olmuştu… beyzade yürüyüşümden çalınmış olan ızdırabım… o güzelin ayak izlerinden aşk ile çoğalmış… o kente bu defa yöneliş başlıyordu… az önce bıraktığım harabe kent bu defa sanki gülistana dönmüştü… o yürükan güzelinin… o dolunayın geçtiği kimi sokakları lalezar olarak… kimi sokakları aşk merkezli vuslatın biriktiği yer olarak adlandırır olmuştum…
Her gece dualarımda… dolunayı avcuma düştüğü silueti ile resmederken… rabbimden içimdeki aşkın yangınına sabır diliyordum… sabır ey güzel sabır diyerek başladığım şiir anlayışıma yeni bir anlam yüklüyordum… artık naciz bedenim onun üftade yollarında… izbe sokaklarında gezinirken o kenti dolunay adıyla anar olmuştum…
Aşkı sorgulayan ben… mum misali erirken… otuz iki yaşıma kadar yokluğun ve yoksulluğun ruhumdan dökülen aciz kelimelerinin şiir… deneme… hikaye… ya da roman olduğunu zannetmiştim… yanılmışım…
Ben merkezli dünyamın tahtına oturan leyla ile sevdayı birbirine karıştıran aciz bedenim dolunayım ile beni bende var etmekteydi… her gün içimde biriktirdiğim duygularıma tercüman olacak dizelerimi o günün incisiyle süsledim…
Dolunayımın izbe sokaklarından… saçtığı rayihalarından… saçlarını özgür bıraktığı yollarından… sevda sınacı olarak saçının bir telini aramaktaydım… böyle bir aşkın vadisinde bana vermiş olduğu bu görevi… harfiyen yerine getirmenin zorlukları içinde… kırkıncı günümü bekliyordum… saçının bir telinin düştüğü ve o saçına inciyi dizerken… en kolayı sanırım o üftadeye dizilen masivanın en güzel kelimeleriydi…
Bana sevgini ispat et ey güzel üftadem der iken…böyle zor bir görevin üstesinden gelemeyeceğimi mi zannetti… gözlerim… ellerim… dillerim… her ne ise bütün uzuvum rabbime dua ederken dolunayıma… halis niyetimi bildiğinden… rabbimin yardımı eksik olmadı benden…
Gözlerim şahin bakışı… dillerim rüveyda ruhu… ellerim sımsıcak… her bir uzvum bu zor görevin üstesinden gelmek için… gerçek görevinden daha öteyken… gözlerim bin kat daha detayı gören… dillerim bin kat daha incelmiş rüveyda… ellerim bin kat daha sıcak iken… nasıl olur da sevgilimin bir saç telinin düştüğü yeri göremem… nasıl olurda ona inciler dizemem… ve nasıl olur da her gün dizdiğim bu incilere… özenle seçilmiş kalbin en özge yurdundan arınmış şiirler yazamam…
Otuz dokuzuncu günün gecesinde dayandım kapısına… ölümüm elinden olsun dedim… anladım ki kırkında vuslat olmayacaktı… bahara yönelememiş zemherinin tipisinde… boranında... bekledim kırk gün kırk gece kapısında… o sert iklime son gecesinde bedenim o kadar aciz kalmıştı ki… parmak uçlarımı hissedemez olmuştum… son anımı onun güzelliğinden alacağımı bilemeden ölümümü beklerken… gözlerimi şafakla birlikte açtığımda onun kıyafetlerini üzerimde buldum… yetmemiş bir de kendi sıcaklığıyla korumuş sert iklimden beni… dizdiğim incileri avucunda saklamıştı… şiirlerimi gözlerinden okurken… ey güzel üftadem! dedi… ben senin ölümüne kayıtsız kalamam… ki benim sevgim seninkinden daha da yücelerde gezinsin… sen şiirlerini verdin bana ben ise seni yaşatan naciz bedenimi… şimdi ey üftadem! de hele şimdi!... senin mi aşkın yüce benim mi?… son anımı solurken… seni ötelerden görüp severken mirasım olsun sana… “dünyanın en güzel sözleriyle beni dillendir ki her daim yaşasın aşkımız… aşk ile yanan gönüllerde…” derken… “seni seviyorum” dan öte dünya sözü yeterli gelir mi sana ey yürükan kızı!… ey benim dolunayım!… kelime arayışım devam ederken… bu sözünü… bu bıraktığın mirası… her daim karanfil mesafesinde tutacağım… belki bir zemheride… dolunayın denk düştüğü gecede bulacağım seni…
Bekle beni yürükan kızı!... aşk ile bak firdevsten bana… belki bir zemheride… belki bir şafakla… en güzel dünya sözü ile düşeceğim yanına…
Mehmet KELEBEK
Kalıcı Bağlantı Yorum (8) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
8 yorum yazılmıştır
Yazan:mehpareogt | Tarih: 2007-09-05 18:57:29Konu: hayırlı akşamlar olsun arkadaşıma
Yazan:yasemin50 | Tarih: 2007-08-17 01:04:12Dostları özlemle kucaklamayı unutma,Çocuk sevmeyi çiçek koklamayı unutma,En zorlu anındayken bile kavganın,Gökyüzüne bakmayı unutma
Konu: MERHABA
Yazan:yasemin50 | Tarih: 2007-08-08 17:51:45İYİ GECELER, ENDAZE İSİMLİ BİR ARKADAŞTAM MAİL KUTUMA MESAJ GELMİŞ AMA ADRES BIRAKMAMIŞ, BENDE SADECE İSMİ YAZARAK BLOGCUDAN BULDUM.
EĞER SİZ DEĞİLSENİZ MESAJI YAZAN KUSURA BAKMAYIN. ÇÜNKÜ BENİ SOBELEDİĞİNİ YAZMIŞ AMA SİTE DE BİR SOBE YAZISINA RASTLAMADIM. BİR DE BENİ MSN.SİNE EKLEDİĞİNİ YAZMIŞ AMA BENİ EKLEYEN OLAMAMIŞ, EDEBİYAT ÜZERİNE SOHBET ETMEYİ ÇOK İSTERİM ÇOK MEMNUN OLRUM GÖRÜŞMEK ÜZERE SEVGİLER...
Konu: MERHABA
Yazan:yasemin50 | Tarih: 2007-08-08 17:45:32SELAM SENİ SOBELEDİM CEVAPLAMAK İSTERSEN. GÖRÜŞMEK ÜZERE.
Konu: MERHABA
Yazan:arzumeyp | Tarih: 2007-05-17 14:51:02SELAM CANIM NASILSIN? BU ARADA SENİ SOBELEDİM HABERİN OLSUN, ÖPÜYORUM SEVGİLER...
Konu: .
Yazan:womentuana | Tarih: 2007-05-17 11:57:35Bugün 1. yıldönümümüz Tatlı , kavgasız , gözlerimizin içine bakarak yüreğimizi okuduğumuz, yüreklerimizi bir kez bile ayırmadan sevmenin bugün yaşı oldu Allah bir ömür boyu bu sene içinde yaşadığımız o tatlı anıları şimdi , yarın ve gelecektede yansıtsın aynı zamanda yaşatsın.
BİZ BİRBİRİMİZİ ÇOK SEVİYORUZ. UMARIM TÜM SEVGİLER BÜYÜK BİR MUTLULUK ORMANINA DÖNÜŞÜR.
Konu: ~*~
Yazan:KELEBEK50 | Tarih: 2007-05-12 16:06:31Çok güzel bir yazıydı. Paylaştığınız için teşekkür ederim.
Konu: selam...
Yazan:oznurkaya | Tarih: 2007-05-01 20:05:08Dünyanın en güzel, en iyi annesi, anneler günün kutlu olsun.
Konu: Bir öneri
Yazıların gerçekten çok dugusal ve edebi... fakat harfleri çok büyük tutuyorsun okumak yoruyor... anlayışın için teşekkürler..