1/4/2007 · Kategori: deneme

KURTLAR VADİSİNİN LEYLA'SI BABİL'DE

Sevgili!...

Bir ilksin ve bir ilkin güzelliğisin… güzellik adına bitevi kesişen aşkın kırık kanatlı kelebeğisin… nadide koleksiyonlarda yansımaların… dünyanın işve ve nazında… görünen aynada… ve ızdırabın casusu bilinen kumullarda...değil mi ki aynanın anasısın kumsallarda…ve değil mi ki letafetin ve teravetin aynasısın ey sevgili!…

Ayna ne ki?... kumsal ne ki?... ne ile biten tümcelerde… kim kamaştırır o narin gözlerini… aşkının masum güzelliği olmasa babil gülistanı hiç bilmeyecekti… ve aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı cihanı gösteren babil’in gözleri... aşkın mahrem pazarına varmış sevgilinin harabe şehirleri…sonra da Yusuf’un güzelliğinden tamamlanmış o ender güzellikleri… Sürmeli gözünde ve ıslah edilmiş memleketimin yollarında devran sürmeli … nehirleri… gülistanı… çemeni… ah edip yağmurda inlemeleri… sıra gecesinin bezmi… mırra içen uşşakların teranesi… ney ve rebab eşliğinde eğleneni… hep aşkın ile dara durmuş ey sevgili!...

Seni meslek edinip de neyle üflenen bütün makamların en ücra acılarında… ve teravetle perveriş edip eğlence kılınca şarkılarında… en iyi bilendim seni ben.... en ince duygularımı, şiirsel bir dille denemelerimde… anlatmayı yeğlediğim o gün bu gündür işte!… ol sebepten hicranım sen olunca… zulmünün insaftan yana olması kabilinde… bir huzmecik bakuşuben hande-i naz ederken… yağmur hıçkırığında nezaketinle ölmek isterdim…bu ölümüm ilk ve son denemem olsun derdim…ve bu ölümüm ilk yazdığım şiir sanatından nücum-u dırahşan olsun isterdim… itiraf etmeliyim ki pesendide gecelerimin parlayan kameri ve hiç batmayan sitareleri oldun benimle ey sevgili!… Hangi muhite gidersem gideyim… her köşe başında silüetine tutulmuş gibiyim… çöl kumlarının mecnunu gibi o güzel bakışlarında yanıp tutuşmuş gibiyim… sanmışım ki bir defa firak düşmüş ve ölmüşüm… lakin her gün ölüp her gün cevr ile cefa meşrebine düşmüşüm…

Uyku perisi de uğramaz oldu ayrılığa düşeli… deryaya habab olmuşken sonrası girdaplarında boğulmuşum ve nadire cümbüşler yaparken alemler, kalbim her daim endişeli... cümle aşığın perişanı olunca ben… uğramaz oldun hasret meskenine sineden… bütün güzel ruhları giyindiren… aşkın ateş verdi bana… hüzünde gözyaşı verdi… çemende lal dudaklarını verdi… ve verdiklerimi giy dedi… bidayanak o narin kalbim, nalan olup mahpusluğuna imdad eyledi… şavkı vurunca ruhsarına mah cemal-i ruşeni…

Sana aşikar olan… dilediğince gizem olan… fidanım… canım… kendimi ışığında gülzarın hezarı sandım… nafile ki gözündeki yaşın mezarıymışım… meğer ne çok titremiş kalbim ah ile… eyvah ile… meğer divane gönlüm sendedir sende diye… almış üftade başını düşmüş elisa çöllerine… yazmış denemelerini kelime kelime…

Leyla alınca hançerini kin ile babil’de… bana eş olmak düşünce doyumsuz seyrinde naz ile… ölüm biçildi kına gecesi kurtlar vadisinde…

Cümle yaran!...

Kefen biçildi bana aşk!... azledileli… devir eski devir olsa zalim ağyarın işini bilirim… çek hançerini çek derim… lakin bu devirde taç giyen çulsuzlar… bir de gel gör ki edhem olmuşlar… bir iki sömürüden elde ettikleri zaatlarını bu aleme elzem sanmışlar…

Gördüm Leyla’nın hızmasını aydınlatan kameri… bildim ki O! sevdan… O ki en özge yurdumda sevgili!...çalıkuşunda aşiyana oturan… al hızarlı gülbeşekerin taa kendisi…

Mehmet KELEBEK

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

28/1/2007 · Kategori: deneme

GECE YILDIZ'A VE AY'A AĞLAYAN LEBOLYA

 

 

 

Kelebek kanatlarından iklim-i bedenin aşk olduğu , renk kudümleriyle çiçek çiçek gezindiğim az önce kimdi?... Bana aşkı öğreten, nirvananın  nihanice iklimlerinde taşıdığım o soğukluk ya da soğukluğa bedel verilen sıcaklık kimdi?...

 

Kimdi naylon yapmacık bebekler gibi gülümseyen sonra da terk edip giden… Oğul hasreti miydi?... Ya da oğul’un babaya hasreti miydi?... karabasan dehlizlerde ay ışığı gibi pesendide… Kimdi?

 

Kimsin sen ?...

 

Kimliğin nerede?...

 

Sorgu meleklerine emanet etmiş gibisin kendini… Sorguladıkları sen mi yoksa sana uzak duran emanetler miydi?... Değer verdiğin o emanetleri kutsal bilmeyip senin her bir şeyini sömüren zerrene dahi göz dikenlerdi can bildiklerin… Emanete verdiğin azrail’in ta kendisi değil miydi?... Kalk ve silkin…

 

Kimsin sen?...

 

Kimliğin nerede?...

 

Senin ve oğlun adına biteviye bir aşkın saltanatında devran süren şu garip kim diye sorma... O garip ki onur sultanı… O garip ki her  güzel sözün sonundaki hiç bitmeyen ve hiç bitmeyecek -ki…

 

Biliyorum ki acılarımın , ılıman iklimlerinde gezindiği kaynak sensin… Evet ama hayatımın menbaı  soluduğum  nefes de sensin… Senin için ,  senin ve emanetimiz için , yaşadığımı nerden bileceksin , canımsın demekten yorulduğum canım?...

 

Bütün tatlı ve tuzlu sularda bütün iklimlerde bütün seherlerde ve bütün olan her şeyde sevdim seni ve bunu göremiyorsan hakkından zaman gelecektir… Zaman  ömrüne , rüzgar yanağına denk gelince ta ki o zaman anlarsın beni… Tabii ki ,  o zamana dek ömrümüz heba olmazsa…

           

Hey sen!... Güzel kadınım!... Sevmesini bilmiyorsan güzel yüzün gibi , güzel sözlerde sevilmesini bil artık… Gerçek şu ki çok bilinmeyenli denklem gibi buldun beni ve hala beni çözemediğini görüyorum , neden?… Yanlış yerde ve yanlış zamanlarda arama beni lütfen… Bari formülü vereyim de çözümünü bul artık...”1S + 1AB : M “  Bu formülle çıkarsan yola taa ki  karşında beni , hayallerimi , hayatıma dair  neler yapmak istediklerimi ,  kimi seviyordum kimi sevmiyordum göreceksin...

 

Biraz sabır , sabır istiyorum senden Lebolya’m… Biliyorsun ki Lebolya’ nın etrafı bataklıktır… Yalnız köklerinin ulaşabildiği alan kadar kurutulmuş yani temizlenmiştir… Köklerin temiz fakat etrafın bataklık bunu unutma!...        

 

Bir nihanice derinliğe ve o derin bakışlardaki aşkımın adına yemin ederim ki duygularım hakikat… Sözlerimdeki bu derinliğe dikkat çekecek ve bunu anlayacak yürek lazım ama nerdeee!…Sahi o yüreğin nerede?...

 

Bütün güzellikler sen ve şen  olsun şu dünyada ve istiyorum ki olmasın sen olmayan şenlikli dünya da… Hali-hazırda bir müzik çalıyor tanıdık , bir yemek söyledim o da tanıdık , aşk ise zaten tanıdık... Bu tanışlara güzel bir söz gerek diyorum… Sıkı dur! Can parem sıkı dur!… Müzikte Sami Yusuf  , yemekte  İskender ve aşkta sen!... Ne güzel… Zamanın ve rüzgarın arasından aşk ızdırabıma değiyorsun ya!... Bu daha da güzel!... Sevdanı tattım bir kere balı ,  kaymağı neyleyim… Bir de üflediğim güzel enstrüman var dudaklarımda , neyleyim…Ve artık çaresiz ezgilerim ile seninleyim…

 

Ey güzel!... Güzel olduğu kadar da zor kadınım!... Karşı koyulamaz kusurlarım çok sana karşı… Biliyorum… Ama yine de sevebilir misin beni?...  Sergerdan geziyorum yokluğunda yine de kendin gibi bilir misin beni?...

 

Yağmur ufaktan ufaktan çisilerken toprağa düşüyordu… Adımlarım hızlı hızlı kaçarken yağmurdan , gönlüm seninle doluydu… Hemen evimize yöneldim sanki bekleyenim varmış gibi… Biliyorum ki hala acı gerçeğimizle yüz yüzeyim… Buna da şükür seni hala sevebiliyorum ya… Bütün güzellikleri sende bulabiliyorum ya…”Seni Seviyorum” … Seni sevdiğim kadar kendimi de seviyorum... Çünkü seni kendimde görüyorum… Benim anlayış meleğim…

 

Bu gün ve her gün seni , yakışan mor kıyafetlerinde görmek isterdim… Sen ki bana salınıp geleydin ve ben o güzelim endamına bakaydım... Kendimi bütün parçalarımla sende bulmak ve sende yaşamak isterdim… Sen benim canım değilsin… Biliyorum ki canımdan öte cansın…

 

Seni seviyorum şu kısa yolculuğun gözlerimde hayaliyle tüten perisi!… Hasretini bitir lütfen… Ve bana gel!...  Artık ağular içirme bana!...  Bal tattırayım sana…

 

”Canımsın benim” demem yakışıyor sana aslında… Estetik duruyor yani  üstünde… Canımsın!… cananımsın benim!…

 

Bendeki o sevdanın biteceği yok , lakin senin için kor ateşlerde yandığımı kimse bilemez…Canımsın benim…İstiyorum ki bilmesinler de…

 

Seni sevmenin zorlu iklimlerinde seni sevmekle bocalıyorum… İnan seni  her ruh haletimde seviyorum… Bağırtılarımda ve cazırtılarımda bile!... Sen bana bakma canımsın , cananımsın benim…

 

Kelebek kanatlarında… Renk kudümlerinde… Halet-i ruhiyemde seni sevme inceliğindeyim benim hassas kadınım!... Sen bana bakma canımsın , cananımsın benim…

 

Bugün ve her gün  öyle dalgın dalgın bakınca sana , mevsimin kış olduğunu unutuyorum… Hele arkamdan bakınca pencerene bahar konmuş sanıyorum… O bahar ki kalbimin özge yurdunda saklıdır... O bahar ki bazen ceket tutuşunda , bazen pencere bakışında… Ama her gün biraz daha hayran kaldığım detaylarında… Sana bu hayranlığım daha da bir çoğalırken , daha da bir arzu doluyorum sana…

 

”Seni Seviyorum” demek ne ifade eder ki!...  Zaten kalbimin sahibisin… Ama yine de duramıyorum işte!... “Seni Seviyorum” demekten kendimi alamıyorum…

 

Ya da “SEVİYORUM SENİ…” İşte!... Öylece…

 

 

                       Mehmet KELEBEK

                               11.11.2005

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/12/2006 · Kategori: deneme

NE GÜZEL!

 

 

O güzel gözlerine seslenirken gönlümde tutuşan ateşlere gözyaşından su saçmıyorsun ya ızdırabım daha da bir katmerleşiyor ne güzel… ateşine suyun fayda etmeyeceğini bilip de elini öpme arzusuyla ölürsem eğer… toprağımdan yapılan çanakla ince ve zarif duygularımdan bana su verilmesi daha da bir güzel…

 

İlkbaharın gelişiyle neşelenip de çoşan, gülşeninde açan güllerin mah cemal-i ruşeninde belirmesi ne güzel... ne güzel coşkulu ve arzulu gülizarın gül-i ra’na’sı olman ne güzel…

 

Derin ve tesirli bir lirizmin  aşk ahengiyle sende vücut bulması ve seninle tüm mevsimleri soluması ne güzel… ne güzel sevimli edalarım ve ince ruhum ile köşe bucak seni sevişim ne güzel… 

 

Seçilmişim olman ne güzel… mısralarımda her harfe her kelimeye tutunman ne güzel… seninle var olmanın ve seninle yok olmanın dayanılmaz iklimlerinin tüm güzelliklerinden tutunmak ne güzel...

 

Mısra-ı berceste denen şiirlerimin ve ruhumun derinliklerinden dökülen en seçkin en derin ve en güzel sözlerimin diyarından sana uzanırken hiçbir kelimemi beğenmeyişim senin güzelliğinden…işte bu güzellik için ve bu güzellikte yaşamak ne güzel…

 

         Mecnun misali çöllerde değil ama seni sevgili seçip de senin hayalinle  avunup daima sana olan sevdam ile eğlenmek ne güzel… ne güzel şehvetli eziyetlerinden neler çektiğimi körpe kalbime söyletmek ne güzel…

 

         Aşkından başıboş inledikçe bitevi şu gönlüm ile beni aşksız ve sefasız bırakmayan üftadem, aşkına avare komayan güzelliğim yine bugün canımın ve cananımın derdi ve gamıyla var olmak ne güzel…

 

         Yıllardır biriktirdiğim aşkın ahı dokunurken ney sesine şimdi, aşkından inleyen gönlümdeki hayalin nağmeleriyle raksetmek ne güzel... ne güzel her bir zerremde gönül tahtıma oturan vücut ikliminin sultanı olman ne güzel...

 

Boş bir çerçeve gibi durup da içinin Yusuf güzelliğinden alınmış hayallerle, rüyalarla süslenmesi ne güzel… ne güzel aşk iklimlerinde gezerken nefesimden çıkan ilahi melodilerden seni anmak ve varlığınla var olmak ne güzel.

 

Bütün güzellikler senden çıksın ve bende vücut bulsun yani yek olalım hep olalım bir olalım birlik olalım yani istiyorum ki biz olalım…bundan gayrı ‘ne güzel’ diyen dillere selam olsun diyelim…  ne güzel…

                      

                                                          Mehmet KELEBEK

                                                             10.12.2006

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/10/2006 · Kategori: deneme

GÜLEN GÖZLER İÇİN YAZILMIŞLARIM

           

                                               

 

           Size yazdığım şiirlerin saltanatında devran sürmek isterdim.... Lakin gece yürüyüşlü denemelerim beni bırakmıyor… Bu yüzden çocukça ağlıyasım geliyor… Artık eminim! gülen gözlerinin esiriyim… Rabbim yardım et bana…

 

            Size yollayacak hiçbir kelimemi beğenmedim… Çünkü hepsinden daha güzeldiniz... Bu yüzdendir çok zamandır suskun kalıyorum size… şimdilerde anlıyorum suskun kalmak sevdayı daha da bir güzelleştiriyormuş…

 

             Süleyman Demirel’de yürüyorum… Gülen gözlerinizle yarımay gibi parlayan yüzleriniz vardı... Şimdi hemen aya bakın inan kendi yüzünüzü göreceksiniz…

 

             Güzel bir sahur vakti balkonumdan sizi aradım fakat göremedim... Tek tek yıldızlara haber bıraktım “yarımayım nerede?”diye…”Bilmiyor musun o dolunay oldu” dediler... Ne güzel! Gülen gözleri ve narin yüzü daha fazla ışık saçacak... Seni seviyorum dolunayım... Hem de bütün sahurlardan daha çok...

 

               Annem “garip haller var sende oğlum dedi”… Abdest almak için lavaboya geçtiğimde yüzüme baktım… Yüzümde masum bir aşık , gözlerimde siz vardınız... Kalbimi açıp bakmaya gerek yok o zaten sizdiniz... Seni seviyorum gözlerim… Seni seviyorum kalbim…

 

                Yollar uzadıkça lime lime aşk, inan kanıma girdi... Ah şu garip hallerim! şafağı meçhul duygularla şimdi…

 

              Yağmuru bekleyen bitkilerin, güzel bir yağmur sonrası sabahı süslediğini gördüm... Kıskandım… Beni süsleyecek yağmura soruyorum şimdi?... Sevdiğim güzel yağmur! Şu sabahı görmez misin?... Yıllardır beklenen o meçhul sensin bilmez misin?...

 

                Sizden özür diliyorum... Gördüğüm bütün güzelliklere sizi benzettiğim için... Aslında bütün güzellikler size benzemeli… Yani kaynak siz olmalısınız… Şimdi akan gözlerimdeki her zerre bahtiyar olmanın vermiş olduğu hazdandır... Yalnız kaldığımda kendimi dinliyorum... Dinlediğim o sen, ben değil siz olmuşsunuz... Her bir zerremi bütünleyenimsiniz… Sizi seviyorum... Sizi seviyorum, çünkü kendimi seviyorum...

 

                 Bu iftarı mı da kahvaltıyla yaptım... En çok annemin gönderdiği süzme yoğurdu ile çilek reçelini sevdim... Ve sizi düşünürken şu söz istem dışı dökülüverdi dudaklarımdan...”Ellerinizle yaptığınız çilek reçeli tadında yaşamak isterdim”… Sizi seviyorum güzel insan… Allah’a emanet kalın , işte o zaman insan hoşça kalır… Hoşça ve sağlıcakla kalınız…

 

                Demek ki kendimi arattıracak kadar güzel sözlere sahip değilim... Olsun varsın sizi sevecek kadar cesaretliyim ya… Ama yine de sevenin sevilen tarafından aranıp sorulmasının güzel bir duygu olduğu kanaatini taşımaktayım…

 

                Gülen gözlerinizin esaretinde çırpınan bir kuş hafifliğinde olmak isterdim... Lütfen beni esir ediniz o gülen gözlerinize... Orada tutsak kalayım ancak o vakit mutlu olabilirim... Sizi seviyorum gecelerimin perisi güzel insan… Kimseler duymasın kulağınıza fısıldıyorum bak!... Ya siz,  benim sizi sevdiğim kadar sevebilir misiniz?...

 

            Bünyem sevda yıkıntıları altında ve ızdırabın sonsuzluğunda var olmaktayken beni, sen ile siz zamirleri arasında yalnız bırakıyorsunuz... Hangi zamire sarılayım bilemiyorum... Sana mı?... Size mi?... Az önce sizden korktum… Lütfen suskun kalmayınız... Sözün füsunuyla boy ölçüşecek kadar sizi seviyorum... Beni hangi iklimde sevdiğinizi bilmemin hakkım olduğunu düşünüyorum... Çünkü ben sizi yazları sıcak ve kurak , kışları ılık ve yağışlı iklimlerde seviyorum… Yani Akdeniz iklimiyle… Telefonunuzu bekliyorum… O telefon ki!... hiç mesaj olarak gelmeyecek sanırım…

 

             Gecenin bu saatinde çılgın ateşlerde alev alev yandığımı sizden başka kim bilebilirdi ki... Canımsınız benim…

 

             Bu genç adam , bu en güzel gecede size vereceği duyguların söze dönüştüğü noktayı buldu… O noktada duruyor bu sözü şimdi , kalk ve al  “Şaha kalkmış gönüldür gül mesafesinde söylenen”… Di’li geçmiş zamanda sizi sevdi… Şimdiki zamanda sizi bilmiyor, bu gece dua edecek ve gelecek zamanda sizi sevecek…

 

            Bendeki sevdanız kor ateşlerde bin defa … Yüz bin defa… Ölüp ölüp dirilmek sonra dirilen ve direngen bünyemin gülen gözlerinizde mayışıp ölmesi demektir... Canımsınız!... Sizi dünyanın en güzel sözüyle seviyorum… Fakat hala keşfedilemedi daha bu söz... Ve bu söz tarafımdan sizin için söylenecek... Biliyorum ki üstüne başka söz söylenemeyecek… Şimdilik en güzel söz olan “seni seviyorum ölene kadar “ile yetinin… Lütfen beni arayınız… Tabii ki  rüyalarda değilseniz…

 

            Ömür kısa ! lütfen kendinize zaman ayırınız... Zaman ayırınız ki rüyamızı renklendirip paylaşalım... Siz ki rüyalarımın gülen gözlü güzel perisisiniz... Lütfen kayıtsız kalmayınız sözlerime ve rüyalarıma… Bu rüya hiç bitmesin... Anladım ki size sarılınca bütün uzuvlarım canlanıyor... Ayaklarım yerden kesiliyor… Hala bana kayıtsız mı kalacaksınız?... Lütfen beni anlayınız… Sizi bütün iklimlerde bütün zamanlarda ve bütün mekanlarda seviyorum ve seveceğim…

 

             Hayallerinizi paylaşmak… Rüyalarınız olmak istiyorum… Sizi seviyorum gülen gözlerin esaretinde kaldığım... Sizi seviyorum.... Sizi sevmemde aracılık eden elimi… Telefonumu… Hepsi size yönelmiş olduğu için onları da seviyorum… Lütfen en kısa zamanda hasret giderelim... Özledim sizi,  canımsınız  benim…

 

            Gülen gözlerinizden bir bakışınız pesendide gecelerde ölmem için yetecek... Anlayınız beni lütfen, bugün bende bir garip haller var... Yoksa bu kutsal gecede son bulan bu denemede mi ölüyorum ne!...

 

             Siz de ben de biliyoruz ki!... Şair ne güzel söylemiş “Ölüm ne uzak ne yakın bize ölüm! Ölümsüzlüğü tattık ne yapsın bize ölüm” Aşkla ölümsüzlüğü tattırdınız bana... Teşekkürler size gülen gözler… Teşekkürler size ağlayan gözler… Teşekkürler size güzel insan… Teşekkürler size… Teşekkürler…

 

              Artık size ikinci tekil zamirle ifade edebilirim... Şimdiden sonra bu güveni buluyorum kendimde… Teşekkürler sana can dostum, sevdiğim… Bayram sonrası ikinci tekil zamirlerle, bekle beni geleceğim…

 

 

                                 MEHMET KELEBEK                  

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!